2025 yılında vizyona giren ve Channing Tatum’un başrolünde olduğu Roofman filmi, çatıdan girip fast-food restoranlarını soyan, sonra da yakalanmamak için aylarca bir oyuncak mağazasının duvarları arasında gizlice yaşayan bir adamın hikayesini anlatıyor. Film o kadar abartılı görünüyor ki izleyenlerin çoğu bunun senaristlerin fazla zorladığı bir kurgu olduğunu düşünüyor. Ama gerçek şu ki bu hikaye baştan sona yaşanmış, hatta gerçeği filmin gösterdiğinden bile daha çılgın. Bu adamın adı Jeffrey Manchester ve hikayesi, eski bir askerin nasıl kırk kez soygun yapıp, hapisten kaçıp, bir mağazanın içinde ikinci bir hayat kurabildiğini anlatıyor.
Bir Askerden Soyguncuya
Jeffrey Allen Manchester, ABD Ordusu’nda paraşütçü olarak görev yapmış, sonra sıradan bir hayata dönmüştü. Boşanmıştı, üç çocuğu vardı. Nasıl bir noktadan soyguna yöneldiğini tam olarak kimse bilmiyor ama 1998’in sonlarına doğru artık bir plan üzerinde çalışıyordu ve bu plan sıradan bir soygun değildi.
Bir gece, kimsenin fark etmeyeceği bir saatte bir McDonald’s’ın çatısına çıktı. Elindeki aletlerle çatıyı deldi, açtığı boşluktan içeri süzüldü. Sonra beklemeye başladı. Saatler süren bu bekleyiş, karanlıkta, restoranın soğuk havalandırma boşluğunun içinde, sabah vardiyasının gelmesini beklemekten ibaretti. Çalışanlar geldiğinde onları hiç beklemedikleri bir şekilde karşıladı: tavandan inen bir silahlı adam.
Bu yöntem işe yaradı. Bir daha, bir daha, bir daha denedi. 2000 yılına gelindiğinde Manchester dokuz farklı eyalette 38 kez aynı numarayı tekrarlamıştı; McDonald’s, Burger King, Toys R Us, Blockbuster, hepsi hedefiydi. Basın ona bir isim taktı: Roofman, yani “Çatı Adamı”.
Silahlı Ama Garip Derecede Kibar Bir Soyguncu
Manchester’ı diğer soyguncılardan ayıran şey, soygun sırasındaki tuhaf davranışlarıydı. Çalışanları dondurucuya kilitlemeden önce mutlaka ceketlerini almalarını hatırlatıyordu; dışarısı soğuktu, içeride üşümesinler istiyordu. Kurbanlarından bazıları, silah zoruyla soyulmalarına rağmen onu “acayip derecede vicdanlı” biri olarak hatırladı. Bir soygun sırasında çalışanlara döndü, neredeyse özür diler gibi konuştu: kendisinin kötü adam olduğunu, ama onların iyi insanlar olduğunu söyledi.
Bu tuhaf kibarlık, 2000 yılının başında aynı gün art arda iki McDonald’s’ı soymaya çalışırken sonunu getirdi. İkinci restorandaki bir çalışan, Manchester fark etmeden sessiz alarmı bastı. Manchester dışarı çıktığında polis çoktan yoldaydı. Kaçmaya çalıştı ama fazla uzağa gidemedi; polis onu yakındaki bir kilisenin otoparkında, arabasının içinde otururken buldu. Mahkeme onu 45 yıl hapse mahkum etti. Görünüşe göre Roofman’in hikayesi burada bitecekti.
Metal Atölyesinde Kurulan Kaçış Planı
Ama bitmedi. Manchester, Kuzey Karolina’daki Brown Creek Hapishanesi’nde sadece dört yıl geçirdi. Bu süre boyunca hapishanenin metal atölyesinde çalışıyordu; tam da bu iş ona kaçış planını kurma fırsatını verdi. Kimse fark etmeden, tahta parçalarından bir platform inşa etti, siyaha boyadı. Amacı bu platformu bir teslimat kamyonunun altına, teker akslarının arasına gizlice yerleştirip, güvenlik noktalarından böyle geçmekti.
Haziran 2004’te planını uyguladı. Kamyonun altına sıkıştı, nefesini tuttu, güvenlik noktalarından geçen aracın her sarsıntısını hissederek hapishaneden dışarı çıktı. Kimse fark etmedi. Dışarı çıktığında elinde ne para vardı ne plan; sadece otostop çekerek, tanımadığı sürücülerin arabasına binerek Charlotte’a, yaklaşık 80 kilometre uzaklıktaki bir şehre gitti. Artık özgürdü ama bu özgürlük, saklanacak bir yer bulana kadar hiçbir işe yaramazdı.
Bir Oyuncak Mağazasının İçinde Gizli Bir Hayat
Manchester’ın seçtiği yer bir Toys R Us mağazasıydı. Büyük kutulu ürünlerin depolandığı, çalışanların günlerce hiç uğramadığı bir köşe buldu; raflar arasındaki boşluğa küçük bir yaşam alanı kurdu. Geceleri, mağaza kapandıktan sonra dışarı çıkıp yiyecek topluyor, gündüzleri ise nefesini tutup sessizce bekliyordu. Bir çalışan bir gün, sahte bir duvarın arkasında onun kurduğu gizli alanı fark etti ama Manchester hemen mağazanın başka bir köşesine taşındı, saklanmaya devam etti.
Bu, günler ya da haftalar değil, tam altı ay sürdü. Manchester yetinmedi, yandaki kapanmış Circuit City mağazasına da bir geçiş buldu, orayı da ikinci bir saklanma yeri olarak kullanmaya başladı. Bir insanın, bir mağazanın duvarları arasında, kimseye görünmeden, normal bir hayatın en ufak parçasından (güneş ışığı, açık hava, bir sohbet) mahrum şekilde ay ay yaşaması nasıl bir şeydi, bunu tam olarak hayal etmek bile zor.
John Zorn Adında Bambaşka Bir Adam
Ama Manchester sadece saklanmadı, yeni bir kimlik de kurdu. Kendine John Zorn adını taktı, yakındaki bir kiliseye, Crossroads Presbyterian Church’e katıldı. Orada gönüllü oldu, cemaatle vakit geçirdi, hatta çaldığı oyuncakları kilisenin yardım kampanyasına bağışladı; belki de bir tür vicdan rahatlatma çabasıydı bu. Kilisede Leigh Wainscott adında bir kadınla tanıştı. Zamanla birbirlerine aşık oldular.
Leigh, sevgilisinin her gece nereye gittiğini, neden asla evine davet etmediğini, neden bu kadar gizemli olduğunu hiç sorgulamadı ya da sorguladıysa da tatmin edici cevaplar buldu kendince. Bir oyuncak mağazasının duvarları arasında yaşayan, hapishaneden kaçmış bir mahkumla ilişki yaşadığından tamamen habersizdi. Manchester, iki hayatı aynı anda yürütüyordu: geceleri bir kaçak, gündüzleri normal bir sevgili.
Kendi İzlediği Bir Filmin İçindeki İz
Manchester’ın çöküşü, tuhaf bir şekilde bir başka gerçek suç filminden geldi. Circuit City’deki saklanma yerinde, elindeki eski DVD oynatıcılardan biriyle “Yakalayabilirsen Yakala” filmini izlemişti; gerçek hayattaki dolandırıcı Frank Abagnale’in, sürekli kimlik değiştirerek polisten kaçtığı bir hikayeydi bu, kendi hayatına ürkütücü derecede benziyordu. İzlerken elindeki diski tutmuş, üzerinde fark etmeden bir parmak izi bırakmıştı.
26 Aralık 2004’te, paraya ihtiyaç duyunca sakladığı Toys R Us’ı soymaya karar verdi; aylarca kimseye görünmeden yaşadığı yeri, şimdi soyacaktı. Ama bu sefer iki çalışan onu fark etti, polisi aradılar. Polis mağazayı taradı, orada bir kaçağın izlerini buldu, sonra yandaki Circuit City’deki ikinci saklanma yerini de keşfetti. İşte tam orada, unutulmuş bir DVD’nin üzerinde, aylardır kimliğini gizleyen adamın parmak izi duruyordu.
“Sevdiğiniz Adam Sandığınız Kişi Değil”
Leigh, sevgilisinin gerçek kimliğini polisten öğrendi. Ona, gördüğü adamın Amerika’nın en çok arananları listesinde olduğunu, sandığı kişi olmadığını söylediler. O ana kadar kurduğu her şey, tanıştığı adam, birlikte geçirdikleri zaman, hepsi bir anda anlamını yitirdi. Polis, onun da yardımıyla bir tuzak kurdu. 5 Ocak 2005’te Manchester, sevgilisini ziyarete gittiği sırada yeniden yakalandı.
Mahkeme, kaçışı ve sonrasındaki suçlar için ona 40 yıl daha ekledi. Jeffrey Manchester bugün hâlâ hapiste. Filmin yönetmeni Derek Cianfrance, senaryoyu hazırlarken dört yıl boyunca haftada birkaç kez bizzat Manchester’la görüştüğünü anlatıyor; anlattıklarına önce inanamadığını, sonra olayı tutuklayan polislerle konuşup her ayrıntının gerçekten yaşandığını doğruladığını söylüyor.
Peki Bir İnsan Neden Böyle Bir Hayatı Seçer?
Manchester’ın hikayesini ilginç kılan şey sadece kaçışının ya da soygunlarının detayları değil. Elinde tuttuğu iki hayat arasındaki uçurum: bir yanda silahlı bir kaçak, bir yanda kilisede gönüllü olan, birine aşık olan, çaldığı oyuncakları bağışlayan bir adam. Psikologlar bu tür davranışları genelde “kompartımanlaşma” olarak tanımlıyor; kişinin suçunu ve normal hayatını birbirinden tamamen ayırıp, ikisini de aynı anda, çelişki hissetmeden yaşayabilmesi. Manchester bunu neredeyse ustaca yapmıştı, ta ki eski bir alışkanlığı (kendi hikayesine benzeyen bir filmi izleme merakı) onu ele verene kadar. Belki de en çarpıcı taraf da bu: kendi hayatını taklit eden bir hikayeyi izlerken yakalanmış olması, kurduğu o kusursuz ikinci hayatın da sonunda gerçeklikten kaçamayacağının bir kanıtı gibi duruyor.