Somerton Adamı: 74 Yıl Çözülemeyen Kimlik Gizemi

1 Aralık 1948 sabahı, Avustralya’nın Adelaide kentindeki Somerton Park sahilinde, sırtı deniz duvarına yaslanmış halde bir adam bulundu. Üzerinde kimliği gösteren hiçbir belge yoktu, hatta kıyafetlerindeki tüm marka etiketleri özenle kesilip çıkarılmıştı. Cebinde ise “bitti” anlamına gelen gizemli bir kelime taşıyan minik bir kağıt parçası vardı. Bu adam, tam 74 yıl boyunca dünyanın en çözülemez kimlik gizemlerinden birine dönüşecekti: Somerton Adamı.

Sahilde Bulunan Ceset: İlk Bulgular

O sabah atlarını çalıştırmak için sahile gelen iki jokey, deniz duvarına yaslanmış bir adam gördü. Uykuya dalmış gibi görünüyordu; bacakları önüne uzatılmış, ayakları çapraz duruyordu. Yaklaştıklarında adamın hareketsiz olduğunu fark ettiler. Polis çağrıldığında adamın öldüğü anlaşıldı ancak vücudunda hiçbir yara, darbe izi ya da boğuşma belirtisi yoktu. Üzerinde şık bir takım elbise, gömlek ve kravat vardı; yakasında yarım kalmış bir sigara duruyordu.

Otopsi son derece tuhaf sonuçlar verdi. Adamın kalbi büyümüştü, dalağı normalin neredeyse iki katıydı ve mide kanaması vardı — bunlar zehirlenmeye işaret ediyordu. Ama yapılan testlerde standart zehirlerden hiçbirine rastlanmadı. Adli tabipler, ölümün büyük ihtimalle nadir ve o dönem tespit edilemeyen bir zehirle gerçekleştiğini ama bunu kanıtlayamadıklarını açıkladılar.

Kimliği Neden Bulunamadı?

Polis, adamın kimliğini tespit edebilmek için elinden geleni yaptı. Parmak izleri Avustralya, Amerika ve İngiltere’deki hiçbir kayıtla eşleşmedi. Fotoğrafları ülke çapındaki gazetelerde yayımlandı, diş kayıtları karşılaştırıldı, kayıp kişi ihbarlarıyla eşleştirilmeye çalışıldı. Hiçbiri sonuç vermedi. Otopside bir diğer ilginç detay daha ortaya çıktı: adamın baldır kasları alışılmadık derecede gelişmişti, tıpkı sürekli yüksek topuklu ya da sivri uçlu ayakkabı giyen biri gibi. Bu gözlem, yıllar sonra “belki de bir bale dansçısıydı” teorisinin temelini oluşturacaktı.

Cepteki Sır: “Tamam Shud”

Aylar sonra, adamın pantolonunda gizli, dikilerek saklanmış küçük bir cep bulundu. İçinde sıkıca kıvrılmış bir kağıt parçası vardı, üzerinde özenli matbaa harfleriyle yazılmış iki kelime: “Tamám Shud.” Bu, Ömer Hayyam’a ait ünlü bir Fars şiir kitabının, Rubaiyat’ın son sayfasında geçen ve “sona erdi” anlamına gelen bir ifadeydi.

Polis basına çağrı yaparak bu sayfanın koptuğu kitabı aradı. Kısa süre sonra bir adam ortaya çıktı: Somerton Adamı’nın bulunduğu günden birkaç hafta önce, arka koltuğunda park halindeki arabasının camından içeri atılmış bir Rubaiyat kopyası bulmuştu ama önemsememişti. Kitabın son sayfası gerçekten de eksikti ve kopan parça, cepteki kağıtla tam olarak örtüşüyordu.

Ama asıl gizem kitabın arka kapağındaydı. Orada, adeta bir şifre gibi dizilmiş beş satırlık büyük harfler bulundu. Kod çözücüler, ordu istihbaratı ve amatör dedektifler onlarca yıl bu harfleri anlamlandırmaya çalıştı. Kimileri bunun bir Soğuk Savaş casus şifresi olduğunu öne sürdü, kimileri ise harflerin aslında İngilizce bir şiirin ilk harflerinden oluşan kişisel bir not olabileceğini savundu. Şifre bugüne kadar resmi olarak çözülemedi.

Kitaba Yazılı Telefon Numarası ve Hemşire Bağlantısı

Kitabın arka sayfasında, silik de olsa bir telefon numarası okunabiliyordu. Bu numara, sahilden yalnızca birkaç sokak ötede yaşayan genç bir hemşireye aitti. Kadın polise, kendisinin de daha önce bir arkadaşına Rubaiyat’ın aynı baskısından bir kopya hediye ettiğini, ancak o kopyayı kime verdiğini hatırlamadığını söyledi. Somerton Adamı’nın fotoğrafını gördüğünde şaşkına döndüğünü, tanıdık geldiğini ancak emin olamadığını belirtti.

Bu bağlantı, yıllar boyunca vakanın en çok tartışılan yan kollarından biri oldu. Hemşirenin oğlunun, Somerton Adamı ile şaşırtıcı derecede benzer kulak yapısına ve diş dizilimine sahip olduğu iddia edildi — bu da bazı araştırmacıları, adamın aslında çocuğun gizli babası olabileceği teorisine yöneltti. Hemşire, konuyla ilgili sorulara yıllar boyunca çok az açıklık getirdi ve 2007’de öldüğünde pek çok soru cevapsız kaldı.

74 Yıllık Sırrın Çözülüşü: Carl Webb

On yıllarca süren spekülasyonun ardından, gerçek kırılma noktası 2022 yılında geldi. Adelaide Üniversitesi’nden Profesör Derek Abbott, adli genetik uzmanı Colleen Fitzpatrick ile birlikte, adamın ölü kalıbından alınan saç tellerinden yeni nesil DNA analiz teknikleriyle genetik bir profil çıkardı. Bu profili halka açık soy ağacı veritabanlarıyla karşılaştırarak, binlerce olası akrabadan oluşan devasa bir aile ağacı oluşturdular.

Uzun bir eleme sürecinin sonunda tek bir isimde karar kıldılar: Carl “Charles” Webb. 1905’te Melbourne’ün Footscray semtinde doğan, elektrik mühendisi ve alet yapımcısı bir adam. Webb, 1941’de evlenmiş ama 1947’de eşinden ayrılmış ve o tarihten sonra tüm resmi kayıtlardan aniden kaybolmuştu — tam da Somerton Adamı’nın ölümünden bir yıl önce.

Araştırmacılara göre Webb’in casusluk ya da uluslararası bir entrikayla hiçbir ilgisi yoktu. Kısa sürede birkaç yakın akrabasını kaybetmiş, ruhsal olarak dağılmış sıradan bir adamdı. Teorilerden birine göre, ayrıldığı eşini bulmak için Adelaide’e gitmiş olabilir. Ölüm nedeni konusunda ise hâlâ kesin bir yanıt yok; güney Avustralya polisi DNA sonuçlarını resmi olarak doğrulamadı, bu yüzden vaka teknik olarak hâlâ “açık” sayılıyor.

 

Peki Her Şey Açıklığa Kavuştu mu?

Bir isim bulunmuş olsa da, Somerton Adamı vakasının kalbindeki asıl sorular hâlâ yanıtsız. Şifreli harfler ne anlama geliyordu? Ölümüne neden olan madde neydi ve nasıl temin edilmişti? Kıyafetlerindeki etiketleri neden birileri kesip çıkarmıştı? Hemşireyle olan bağlantı gerçekten kişisel bir hikaye miydi, yoksa çok daha karmaşık bir şeyin parçası mıydı? DNA teknolojisi bir isim geri verdi ama arkasındaki insan hikayesinin pek çok detayı, tıpkı 1948’deki o sabah gibi, karanlıkta kalmaya devam ediyor.

Bu vaka hakkında yıllar içinde birbiriyle çelişen pek çok teori ortaya atılmıştır; yukarıdaki bilgiler resmi soruşturma kayıtları ve 2022’deki DNA araştırmasına dayanmaktadır.

Yorum Yapın